Ahmet, ofisindeki masasının üzerinde duran istifa dilekçesine bakıyordu. Altı ay boyunca bu anı hayal etmiş, her gece kendine bu istifanın onu özgür kılacağını söylemişti. Ancak kalemi eline aldığında eli titredi ve o dilekçeyi çekmecesine geri koydu. Ahmet aptal değildi; şirketin ona zarar verdiğini, potansiyelini erittiğini çok iyi biliyordu. Yine de o gün masadan kalkamadı. Ahmet’in yaşadığı bu durum, psikolojide Bilişsel Çelişki (Cognitive Dissonance) olarak adlandırılan o meşhur bataklıktı. İnsan, inandığı değerler ile yaptığı eylemler arasındaki uçurum büyüdükçe kendini huzursuz hisseder. Ve bu huzursuzluğu dindirmek için genellikle eylemini değil, inancını değiştirir. Ahmet 'Aslında iş o kadar da kötü değil, şartlar şu an uygun değil' diyerek kendini kandırmaya başladı.
Geçmişin Çapasına Takılı Kalmak
Deniz, yıllarca bir yatırım projesi üzerinde çalışmıştı. 10 bin saatten fazla zaman harcamıştı, yüzlerce kişiyle görüşmüştü. Projenin yürümeyeceği artık gün gibi ortadaydı. Veriler, piyasa koşulları ve hatta kendi sezgileri 'dur' diyordu. Ancak Deniz, yatırdığı zamanı ve emeği kurtarma arzusuyla projeye daha fazla bütçe aktarmaya devam etti. İşte burada Çapalama Etkisi (Anchoring Effect) ve batık maliyet yanılgısı devreye giriyordu. Deniz, projenin mevcut değerine değil, başlangıçta ona yüklediği o ilk, hatalı değere odaklanmıştı. O ilk büyük heyecanı bir 'çapa' haline getirmişti ve gerçeklik değişse de o çapa, onu olduğu yerde tutuyordu.
Görünmez Bir Elin Yönlendirdiği Tercihler
Modern dünyanın bize sunduğu en büyük yanılsama, kararlarımızı tamamen özgür irademizle verdiğimizdir. Oysa seçim mimarisi, sandığımızdan çok daha karmaşık. Bir kafeye girdiğinizde menünün en pahalı ürününü orta yere koyarlar. İnsanların çoğu orta fiyatlı ürünü seçsin diye. Bu bir Çapalama Etkisi oyunudur. Zeynep, bir gün bir iş ortağıyla sözleşme yaparken tam da bu tuzağa düştü. Karşı taraf, kabul edilemeyecek kadar yüksek bir ücret teklif ederek çıtayı belirledi. Zeynep, bu yüksek rakamı 'çapa' kabul edince, ikinci olarak gelen 'daha makul' fiyat ona neredeyse bedava gibi göründü. Aslında piyasa değerinin çok üzerinde bir anlaşmaya imza attığının farkında bile değildi. Duygusal bir tepkiyle, karşı tarafın belirlediği sahte bir güven aralığına sıkışıp kalmıştı.
Sistem İçinde Kaybolan İrade
İnsanlar neden bildikleri halde yanlış yaparlar? Çünkü zihin, enerji tasarrufu yapmaya programlıdır. Yeni bir karar almak, yeni bir yol çizmek çok fazla glikoz tüketir. Beyin, statükoyu korumayı, yani mevcut durumu devam ettirmeyi her zaman tercih eder. Bir iş yerinde herkesin yaptığı yanlış bir uygulamayı sorgulamadan takip eden ekibin aslında yaptığı şey, sosyal bir uyum sağlama çabasıdır. Kendi mantığınızla çatışmak yerine, çevrenin 'normal' kabul ettiği yanlışa uyum sağlamak daha az acı vericidir. Ancak bu, uzun vadede entelektüel bir intihardır.
Sonuç: Kendi Çapalarınızı Kırmak
Eylemleriniz ile değerleriniz arasındaki makas açıldığında kendinizi iyi hissetmek için bir hikaye uydurmayın. Ahmet, Deniz ve Zeynep'in ortak noktası, ellerindeki veriye değil, zihinlerindeki sese inanmalarıydı. Kendi kararlarınızın efendisi olmak istiyorsanız, önce zihninizin hangi çapaya takılı olduğunu bulmalısınız. Hangi projeyi 'zaman harcadığım için' devam ettiriyorsunuz? Hangi yanlış inancı 'yıllardır böyle olduğu için' savunuyorsunuz? Çapalama etkisinden kurtulmanın yolu, yeni bir karar alırken geçmişteki 'çapa'yı bir kenara bırakıp, durumu ilk kez görüyormuş gibi analiz etmektir. Çünkü iradenizi felç eden şey dış dünya değil, kendi zihninizin inşa ettiği o görünmez, sessiz hapishanelerdir.