Dijital Yalnızlıkta Beğeni Dilenmek: Neden Kendimizi Bir Algoritma Gibi Pazarlıyoruz?

Dijital Yalnızlıkta Beğeni Dilenmek: Neden Kendimizi Bir Algoritma Gibi Pazarlıyoruz?
Share

Sabah uyandığınızda gözlerinizi telefona çevirdiğiniz o ilk saniyeyi hatırlıyor musunuz? Henüz kendi düşüncelerinizle baş başa kalmadan, bir başkasının hayatına, başarısına veya paylaştığı bir kahvaltı tabağına dahil oluyorsunuz. Bir bildirim sesi, bir 'like' sayısı ya da yorum kutusuna düşen o küçük kırmızı baloncuğun yarattığı anlık dopamin dalgası... Peki ya o bildirim gelmediğinde? O zaman hissettiğiniz o tuhaf, isimsiz boşluk ne?

Aslında mesele sadece sosyal medya değil. Mesele, kendimizi bir 'içerik' olarak konumlandırmak zorunda hissetmemiz. Günümüzde birey, kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıp, o hayatı dışarıdan izleyen birer editöre dönüştü. Çektiğiniz bir fotoğrafı paylaşırken 'bu anı yaşamaktan' ziyade, 'bu anın dışarıdan nasıl görüneceğini' kurguluyorsunuz. İşte bu noktada, dijital varoluş sancıları başlıyor.

Vitrin Kimliği ve Gölgelerimiz

Erving Goffman, sosyal etkileşimi bir sahne performansı olarak tanımlar. Bugün bu sahne, ekranlarımızın içine sığdırıldı. Ancak bir sorun var: Sahnede sadece en iyi halimizi sergilemeye çalışırken, kendi 'gölge' yanlarımızı -yani zayıflıklarımızı, sıkıcılığımızı, hatalarımızı- tamamen yok ediyoruz. Psikolojik araştırmalar, sürekli vitrin kimliğiyle yaşayan insanların öz-şefkat duygusunun azaldığını gösteriyor. Sürekli onaylandığınız bir dünyada, kendi onayınıza ihtiyaç duymaz hale geliyorsunuz.

Bir akşam kafede oturduğunuzu hayal edin. Masada yanınızdaki kişiyle değil, ekranınızdaki o soyut kitleyle flört ediyorsunuz. Onlara ne kadar mutlu, ne kadar bilgili veya ne kadar 'farklı' olduğunuzu kanıtlamaya çalışıyorsunuz. Ama günün sonunda telefonun ekranı karardığında, karşınıza çıkan yansımaya yabancılaşıyorsunuz. İnsan, onaylandığı kadar var olduğunu hissettiğinde, onay mekanizmasının bir kölesi haline gelir.

Dopamin Döngüsü ve Karar Mekanizmalarımız

Biliyoruz ki beyin, sosyal ödülü fiziksel ödülle aynı merkezde işliyor. Bir beğeni, aslında zihne 'seni onaylıyoruz, sen bu kabilesin bir parçasısın' mesajını gönderiyor. Modern insan, topluluk psikolojisi gereği kabileden atılma korkusuyla yaşıyor. Ancak bu kabile artık gerçek dostlar değil, çoğu isimsiz bir algoritma kalabalığı. Karar verme mekanizmalarımız bile bu beğenilme arzusuyla şekillenmeye başladı. Bir yere giderken, bir şey alırken veya bir fikir beyan ederken 'bu benim için ne ifade ediyor?' diye sormuyoruz; 'bu benim kimliğime nasıl bir artı değer katar?' diye soruyoruz.

Dijital Bir 'Ben' İnşasından Kurtulmak

Gerçek şu ki; kimse sizin dijital profilinizden ibaret değilsiniz. İçerik üretmek, bir marka olmak veya dijital dünyada var olmak bir zorunluluk değil, bir tercihtir. Eğer bu süreçte kendinizi sürekli yetersiz, kıyaslama yaparken yorgun veya bir sonraki 'paylaşımı' düşünürken kaygılı hissediyorsanız, durup şu soruyu sormanız gerekiyor: Ben bu sahneye kime performans sergiliyorum?

İnsan davranışları, karmaşıktır. Ancak bu karmaşıklığı, iki boyutlu ekranlara indirgiyoruz. Kendi içsel sesinizi duyabilmek için, dışarıdan gelen o dijital gürültüyü bir süreliğine kısmak zorundasınız. Başkalarının takdirini beklemeden, sadece kendi değer yargılarınızla hareket etmeye başladığınız an, dijital kölelikten dijital özgürlüğe geçiş başlar.

Kendi gerçeğinizi yaşamak, bir içerik stratejisi değildir. Bu, insan olmanın en temel sorumluluğudur. Bir dahaki sefere bir şey paylaşmadan önce durun ve kendinize şunu sorun: Eğer bu paylaşıma hiç kimse tepki vermeyecek olsaydı, yine de paylaşır mıydım?

Bu Konuda Daha Fazlası

İkna Sanatında Zayıflığı Silaha Dönüştürmek

İletişimde İtiraf, Bir Silah Mıdır?

İtirazların Arkasındaki Gerçek Hikâyeyi Okumak

Sadakatsiz Müşteriler ve Görünmez İhanet: Satışın Ötesinde Bir Bağ Kurmak Mümkün mü?

Sessizliğin Gücü: Neden İnsanlar Konuştukça Değil, Sustukça Etki Yaratır?

Görünmeyen Borçlar: İlişkilerde ve Satışta Neden Kredi Tüketiyoruz?